ANA SAYFA KURÂN-TEFSIR ESERLER MÜFESSIR MAKALELER SORU VE CEVAP ILETIŞIM
Kurân-Tefsir
ÖNSÖZ

ÖNSÖZ´Ü DAHA ÖNCE OKUDUYSANIZ TIKLAYINIZ!

Asrın idrakına hitab eden yeni Kur´an Tefsiri

Müfessir, Seyyid Magdy Dawoud, bu eserlerde kendisinin tanıtılmasını önemli bulmayarak bana:

"İsmimi kaydetmek yerine beni, manasında, diye tanıt..." demişti.

Ben ise o´nu, ismiyle tanıtmayı üzerime bir borç bilerek Müfessir sayfasında kendisini kısaca tanıtmayı uygun buldum.

 

Müfessir, bu Tefsir´i şöyle isimlendirmiştir:

"Havatır mine-l havatır, havle-l maarif es- sırriyye fi-l-beyanati-l Kur´âniyye."

Mânâsı:

"Kur’an’î beyanın sırlı bilgilerine dair aydınlatılmış düşünceler."

Müfessir, bir Kur´ân tefsiri meydana getirmenin hiçte kolay birşey olmadığını belirterek: "Eğer teferruatlı bir tefsir yazacak olsak, tefsir bitmeden ömür biter giderdi; bununla beraber yine de sathî de olsa faydalı bir tefsire usul ve yöntem gösterme kâbilindan bir eser ortaya çıkarmak lazımdır" demişti.

Zaman zaman bizim de bu eser hakkında tefsir diye bahsedişimizin nedeni, yerine başka bir ifade kullanmak istemeyişimizdendir, yani edebî açıdan.Bu eser Yûsuf Sûresi´nin tefsiridir.Ve ileride (inşaallah) yazılacak olan birçok eserin de ilkidir.İslâm tarihi tefsir açısından zengin olduğu halde niçin bu sahada eser yazmayı uygun bulduk?İslâm´ın doğuşundan yaşadığımız bu asra kadar gerçekten kıymetli tefsirler meydana getirilmiştir. Müslümanlar her asırda bu eserlerden istifade edegelmişlerdir; fakat Kur´ân hiç değişmemiş, hâlâ orjinalliğini korumaktadır ve her zaman yeni tefsirlere açıktır.İslâm evrensel bir dindir, her zamana, mekana ve tüm insanlığa hitab eder, kıyâmet´e kadarda bu böylece devam edecektir. Yalnız burada bir öz eleştiride bulunmak istiyoruz.

Gayri müslimlerden sıkça duyduğumuz eleştiriler vardır. Bu eleştiriler İslâm ve Müslümanlar hakkındadır. Sadece Müslümanların yanlışlıklarını eleştermiş olsalardı, bizde bazı noktalarda katılırdık; fakat İslâm suçlanacak olursa hangi gerekçeyle olursa olsun biz bunu reddeder, bu onların ya cehâletindendir veya sözlerinin arkasında sinsi niyetler bulunmaktadır diye düşünürüz.Bizim öz eleştirimize gelince: İnsan ile ilgili hemen hemen bütün sahalarda değişimler gerçekleşmiştir. Bununla birlikte dinî sahada da Fıkıh ve Tefsir gibi konular başta olmak üzere bu asrın insanlarının anlayıp uygulayabileceği bir seviyede İslâm hakkında izah ve açıklamalar gerekmektedir. Bu izahlar, insanların İslâm´ı yaşamamasına hiçbir bahane bırakmayacak düzeyde yapılmalıdır. Bu sahada elbette gayretli insanların çalışmaları vardır ve İslâmı yorumlayan âlimler elbette bulunmaktadır; lâkin bütün bunları yeterli bulmak mümkün değildir.

Kaynak olarak mâdemki Kur´ân ve Sünnet orijinalleriyle mevcuttur o halde asrın idrakına bunları beyan etmek gerekmektedir. Kur´ân âyetleri işareten ve hadîsler sarâhaten, yaşadığımız zaman diliminin âhirzaman olduğunu ilan etmektedirler. Kıyâmetten önce İslâm´ın bu yer kürede tekrar tecellî edeceği muhakkaktır. Nakille gelen bu haberleri akılda teyid etmektedir. Hak tecellîsiyle herşeyin hakîkati ortaya çıkacaktır! Temennimiz odur ki bizde bu eserimizle, örtülü kalmış veya yanlış anlaşılmış bazı konuları gün ışığına çıkartmak suretiyle bu sahada bir görev ifâ etmiş olabilelim. 

Dikkat!!!

Kıyâmet konusu son yıllarda olumlu ya da olumsuz İslâm âlemini oldukca meşgul etmiştir. Bu hususta sadır olan çeşitli yorumları bir tarafa bırakarak her Müslümanın bilmesi gereken bir gerçeği vurgulamak isteriz: Müslümanlar vazifelerini önem sırasına göre yapmalıdırlar. Müslümanlara, kıyâmetin ne zaman kopacağını niçin bilmedin? diye bir sual sorulmayacaktır; fakat îtikat ve amelden hesap sorulacaktır. O halde kolay, lâzım ve umûmî olan ilmi ihmal ederek; zor, farz olmayan ve hususî olan bilginin peşine düşmenin yanlışlığı ortadadır. Ayrıca bir insan oldüğünde zaten onun kıyâmeti kopmuştur veya şimdilik birlikte yaşadığı altı Milyar insanın bir asır sonra hepsinin de ölmüş olacağı gerçeği, dehşetli bir kıyâmet değilmidir? Ancak şu var ki: Müslümanlar, yaşadıkları zaman diliminde o zamana bakan önemli hâdiseleri, kapsamlı bir biçimde kavrayabilirlerse, bu onların ferâset ve basîretlerini erdem ve fazîletlerini gösterir. Bu konuda geleceğe yönelik bilgiler sunan hadîs-i şeriflerden faydalanılabilir. Daha da önemlisi: Müslümanlar, imtihân sırrı taşıyan hâdiselerde önceki kavimlerin ne gibi konularda yanılarak doğrulardan yüz çevirdiklerini tespit ederek aynı konuma düşmemek için kendi zamanının ferdî ve toplumsal imtihânlarında isabetli kararlar vermelidirler. 

Artık peygamberler`in (a.s.), hakîkatlerinin ortaya çıkma zamanı gelmiştir.

 

Mesela:

Esbât diye bildiğimiz Yakûb oğullarının (a.s.) hepsinin peygamber olduğu ve hiç birinin yalan söylemediği hakîkati, veya Efendimiz Muhammed´in (a.s.v.) hatası, gafleti ve Allah´ın o´nu îtâbı´nın (azar, tenkit, hoşnutsuzluk belirtisi) ne anlama geldiğinin beyanı... v.b. konuların izahı açık seçik bir tarzda anlatılacaktır. Müfessiri, bu kıssada yer alan şahısların avukatı masabesinde bulacaksınız ve adaletin nasıl tecellî ettiğine şahit olacaksınız. Sizlerinde fark edeceği gibi bu eser, her sınıf insanın anlayabileceği bir üslup ile yazılmıştır, sadece akademisyenlerin değil, aksine: memur, köylü, işçi, çiftçi; halkın her kesiminin faydalanabilmesi esas alınmıştır.

Biz bu eserde veya yazılacak olan sonraki eserlerimizde konular hakkındaki kanaatlerimizi belirtirken, bu yorumlar geçmişten bu yana yapılagelmiş olan bazı Kur´ân ve Hadîs yorumlarıyla örtüşmeyecektir ve doğal sonuç itibariyle eleştiriler zuhur edecektir. Yanlış anlaşılmayı önlemek için şunları açıklamayı faydalı bulduk: Kur´ân ve Sünnet´in belirlediği îmân dairesi içerisinde bulunan tüm İslâm âlimleri için Allah´tan rahmet diler, onları hayırla anarız; ancak şahıslar hatırına, gerçeklerin örtbas edilmemesi geleneğini de yine bu dinin mensupları uygulayageldikleri için yadırganmamasını temennî ederiz. Bu konuda Hz.Ömer´in (r.a.) şu cümlesi mânidardır: "Benim bir hatamı görüpte (kanıtlarıyla) bana söyleyenden Allah razı olsun." 

Rasulullah (a.s.v.) "Kim içtihat yapar da isabet ederse ona iki sevap vardır: Birisi içtihat (çabalarının) sevabı ve diğeri ise: Onun içtihadıyla amel edildiği süre, kazanacağı sevaptır; kim de içtihat yapar da isabet edemezse yine bir içtihat sevabı alır." buyurmuştur.

İsabetli olmayan yorumların yanı sıra bir de zaman isabetli diye ifade ettigimiz yorumlar vardır ki onlar bir Kur´ân mu'cizesi olarak: Kendi zamanlarında doğru, sonraki zamanlarda ise mânâ itibariyle mensuh olduklarından yerlerini çağın ihtiyaçlarına cevap verecek farklı yorumlara bırakmalıdırlar. Bu açıklamayı yapmamızın nedeni: Ömürlerini İslâm ilimlerinin telif ve yayılmasına sarf eden gayretli âlimlerin ve onların eserlerinin küçümsenmemesi gerektiğini vurgulamak içindir. Bu eserin bütün insanlığa faydalı olmasını umar ve Allahu Teâlâ´dan bizleri rızasına erdirmesini dilerim.

Ercan Topak
Ana-Sayfa Kurân-Tefsir Eserler Müfessir Makaleler Soru ve Cevap Iletişim
YouTube
Facebook
Twitter