ANA SAYFA KURÂN-TEFSIR ESERLER MÜFESSIR MAKALELER SORU VE CEVAP ILETIŞIM
Sunuş
QURAN-TAFSIR.COM

DAHA ÖNCE OKUDUNUZMU? BURADAN ANA SAYFAYA DEVAM EDEBILIRSINIZ! >>

Sunuş

Elhamdulillahi Rabbil âlemin vessalâtu vesselâmu alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaîn.

Aşağıdaki cümle eserlerimizin imzası  hükmündedir:

Havatır mine-l havatır, havle-l maarif es- sırriyye fi-l-beyanati-l Kur´âniyye.
Kur’an’î beyanın sırlı bilgilerine dair aydınlatılmış düşünceler.

Bu başlığın manası:

Müfessir, Kur´ân-ı Kerîm okuduğunda okuduğu âyetlerden çok sayıda anlam çıkarabiliyor; âyetlerde derinleştikçe mânâlar da çoğalıyor. Bütün mânâları zapdederek yazmak mümkün olmayacağına göre aralarından, genelin anlayabileceği seviyede bir mânâyı çıkarıp ifadeye döküyor. Bu ifade edilen hatıra, hatıralar denizinden bir damla gibi olup hatıralardan yansıyan hatıralar diye tarif ediliyor.

Eserin hedefi:

İslâmda özellikle de Kur´ânda örtülü kalan veya yanlış anlaşılan konuları izah edip açığa çıkarmak. Mesela: Peygamberlerin,

husûsen son Peygamber olan Hz. Muhammed Aleyhissalatü Vesselam´ın hakîkatlarının beyanı. Peygamberleri hatasız gösterirken belki yanlış anlaşılabiliriz. Onları ilahlaştırıyormuşuz gibi haksız hitamlara maruz kalabiliriz; dolayısıyla itikatımız sorgulanabilir. Bu sebepten dolayı itikatımızı şöylece ilan etmeyi uygun bulduk.

Herşeyin yaratıcısı Allah´tır. Allahu Teala bütün tasavvurlardan, akla gelen düşünce ve tariflerden, her türlü tanımlamalardan münezzehtir. Allah´tan gayrısı kim ve ne olursa olsun istisnasız Allah´ın mahluku ve kuludur. Bizim, Peygamberlerin günah ve hatasızlığını savunmamız, aslında Allahu Teala´nın terbiye ve hidâyetini savunmaktır.

Deyim:

Bir sanat ne kadar övülürse, o nisbette sanatkârı methedilmiş olur.

Ercan Topak
Müfessir´den takdim

Eûzu billahi mineşşeytânirracîm Bismillahirrahmanirrahîm.

Elhamdulillahi Rabbil âlemîn, hamden bihamdihil âlil muta´âli 'an hamdil hâmidîn, ve bi hamdi halkihi ecma`în, ve bi hamdi seyyidil halki ve imami-l murselîn. Bi keyfi ma hamedûh, ve ma yahmidûh, ve ma sa yahmiduhu li ebedi-l ebidîn, hamden yaliku bi Uluhiyyetihi, fe huve Subhanehu-l ILAH, ve la Ma´bûda sivah, ve yaliku bi Rububiyyetihi fe huve Rabbu-l âlemîn, ve Celâlihi ve' Azametihi el mu´ti bi-l fadl, ve-l mani´u bi-l hikmeti ve-l adl, vessalatu vesselamu 'ala sayyidil-mursalîn, Sayyidina Muhammadin ibni ´abdillah,salatan bi salatillah wa bi salati malaikatillah wa bi salati cemî´i halkillah, ve bi salatihi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, salatan taliku bi Makâmihi ve kadrihi ve mikdarihi 'inde Rabbihi, ve alâ cemî´il-enbiya-i ve-l murselîn ve 'ala âlihi-t tâhirîn ve Sahâbetihi-t tayyibîn ve-t tâbi´în ilâ Yevmid-dîn.

Mânâsı:
Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah´a mahsustur. Hamd edenlerin hamdinden kendisini yücelten bir hamd ve bütün mahlukatın hamd´i ve tüm mahlukatın Efendisi ve Rasullerin İmamı´nın hamdi ve geçmişten bu ana kadar yapılagelen ve şu anda yapılmakta olan ve gelecekte yapılacak olan tüm hamdlerle sonsuzluğa kadar hamd ederim. Öyle bir hamd ki Allah´ın Uluhiyyetine yaraşır biçimde. Allah Subhan İlah´tır. Allah´tan başka ibadete layık olan yoktur ve âlemlerde Allah´ın Rububiyyetinden başka Rububiyyet (terbiye) yoktur ve Allah âlemlerin terbiyecisidir, Allah´ın Celâline ve Azametine yaraşır biçimde. Allah, cömerttir verdiği zaman. Hikmet ve adaleti gereği mani olur, mani olması gerektiği an. Salatu selam Rasullerin Efendisi, Abdullah´ın oğlu seyyidina Muhammed´in üzerine olsun. Allah´ın salatu selamı ve tüm meleklerin salatu selamı ve tüm yaratılmışların salatu selamı ve kendisinin Sallallahu Aleyhi ve Sellem salatu selamı kendi üzerine olsun. Onun Makamına layık biçimde ve Rabbi indindeki kadri ve mikdarınca olsun ve tüm peygamber ve rasullerin üzerine de olsun ve temiz ehli beytine ve hayırlı ashâbına ve tâbi olanların üzerine de ta din gününe kadar olsun.

Ey Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasındaki durumu hakk  ile aç (aydınlat) ve sen muammaları açanların en hayırlısısın.

Ey Rabbimiz, bize katından rahmet ver ve bizim her halimizi hidayet ve sevkiyat eyle.

Ey Rabbimiz, sadrımı genişlet ve işlerimi kolaylaştır, dilimin bağını çöz ki beni anlasınlar.

Ey bize cömertçe veren, bizi henüz istemeden (doğuştan) Islam nimetiyle şereflendiren ve üzerimize nimetini iman nimetiyle tamamlayan.

Sana kul olma şerefiyle bizi şereflendirdin; zira bizi yoktan varlığa getirip varlığından ve birliginden haberdar ettin. Elçinlede bize sayısız nimetler gönderdin.

Ey Rabbimiz, bizi yokluktan varlığa getirdin ve sana kul eyledin. Tevhid´in hakkında bizi ilim ve hikmetinle bezedin. Sadece bu dahi sayılamayacak kadar büyük bir nimet.

Kulların sana senin dilediğin gibi kulluk ettiler ve nefslerinin istekleri doğrultusunda gidenler ise dalalete saptılar. Doğru yolda gidenler dediler ki: "Isittik ve itaat ediyoruz." (Bakara, 2/285) Ve sen dilediğin kullarına hususi ilminden verdin.

Senin muradın elbette yerini bulur ve senin kada ve kaderin hedefine ulaşır. Vuku bulan her şey adalet ve hikmetinle gerçekleşir. Çatı´nın altında senden başka bir yaratıcı ve rızık verici yoktur. Ve senden gayrı yaşatıcı ve öldürücü de yoktur.

Sen bizi yaptıklarımızdan sorguya cekersin; fakat sen, yaptıklarından asla sual olunmazsın. Biz senden birşeyler isterken "senden başka Ilah yoktur" sırrı ile istiyoruz ve bize  ögrettiğin gibi: "Rabbim ilmimi artır" diyerek istiyoruz. Bu nedenle daha çok ve daha da çok istiyoruz zira sen bütün ilimlerin açıçısısın. Bize bütün ilim kapılarını aç. Bize, senden seninle sana olan ilimleri öğret ve Peygamberinin (a.s.v.) rifkatini (beraberliğini) yine senden seninle sana olarak bize ihsan et. Ey bütün şerlilerin kötülüklerinden kendisine sığınılan Rabbimiz, biz de sana sığınırız. Ey yönelinebilinecek tek istikamet, her iyilik senin elinde ve sen her şeye kâdirsin. Sen verdiğinde kudret ve kereminle verirsin ve engellediğinde ise kudret ve zenginliğinle engellersin. Hamd sana mahsus nimetlerinden dolayı ve hamd sana mahsus engellemenden dolayı.

Noksanlardan münezzeh olan Allah´ın  tevfîk ve inayetiyle eserlerimizi şu başlık altında yazacağız inşaallah.

"Havatır minel havatır, havlel maarif es-sırriyye fil beyanatil Kur'âniyye.
Hatıralardan yansıyan hatıralar, Kur'ânî maarifet sırlarının beyanı için."

Biz kendimizi ne müfessir ne de âlim olarak takdim ediyoruz; ancak kendimizi câhillerden de kabul etmiyoruz. Biz Allah´a, basîret sonucu elde ettiğimiz maarifet ve gerçek bilgilerle kulluk yapıyoruz. Bizim ifadeye dökebildiğimiz gerçekler hatırımıza gelen hakikatlerin sadece bir kısmı ve bu beyanlar Kur'ân âyetleriyle her bakımdan uyumludurlar. Karmaşık değil aksine açık seçiktir. Bu nedenle  "maarifet sırları" diyoruz, yani, hafif örtülü sırların beyanı. Kur'ânı-Kerîm´e baktığımızda şöyle bir hususiyet görürüz: Kur'ân´daki bütün sûreler, âyetler hatta harfler nurani-net (nurani ağ) özelliğiyle birbirlerine bağlıdırlar.

Görüldüğü gibi bizim (tefsir) metodumuz olsun, kullandığımız terimler olsun, geleneksel tefsirlere benzememektedir. Zaten  müfessirlik gibi bir iddiamiz yok demiştik. Bu çalışmayı diğer tefsirlerden ayırdetmek için "Asrın idrakına hitab eden yeni Kur'an tefsiri" olarak isimlendirdik.

Bu, yeni olarak ifade ettiğimiz metod zaruretten dolayı olmuştur. Mesela Islâm'ın evrensellik ve zamanla birlikte yürüyen tazeliği gerçeğini göstermek adına ve her zaman ve mekanda kolay anlaşlır olduğunu göstermek amacıyla bu metod tercih edilmiştir. Diğer yönüyle bu yazılara Allah´ın feyzi ve fethi de diyebiliriz.

Bu yazıları okurlarına ulaştırma işlevini zamanın teknolojik iletişim araçlarıyla gerçekleştiriyoruz. (zamanla metodlar değişebilir). Metodumuzu biraz anlatma adına birkaç noktaya tamas edeceğiz.

Kur'ân-ı Kerîm´in bir nüzul sıralaması birde tertip sıralaması vardır. Bizim tefsir sistemimiz tertip sistemine göre değil nüzul sistemine göre yapılmaktadır. Bu ne demektir: Kur'an-ı Kerim´in Fatiha Suresi´nden başlayarak Bakara, Al-i Imran ve tertip sırası dediğimiz surelerin Kur'an daki sıralanışına göre değilde Kur'an-ı Kerim´in çesitli âyet ve sûrelerini çesitli zamanlarda tefsir etmektir. Kur'ân-ı Kerîm´in herhangi bir harfini alıp incelesek, o harfin diğer bütün harf, âyet ve sûrelerle alakalı ve bağlantılı olduğunu görürüz. Ve buna ne bir başlangıç ne de bir son vardır, zira i'cazdır, mu'cizedir.

Mesela:

Bir insan bir tefsir yapmaya kalkıştığında o tefsir´in başlangıcı o insanın kabiliyyet ve yeteneğine bağlı olarak başlamaktadır, ancak Kur'ân´nın manasını tamamlayıp bitirmek  yüzbinlerce yıl ömrü dahi olsa hiç kimse için mümkün değildir. Nitekim o uzun ömürlü insan neticede ölür de Allah kelamının manaları yine tükenmez.

Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: "De ki: Rabbimin sözleri için derya mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave getirsek dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir." (Kehf, 18/109)

Diğer bir ayet meali: "Şayet yerdeki ağaçlar kalem, denizde arkasından yedi deniz katılarak (mürekkep olsa) yine Allah´ın sözleri tükenmez. Şüphe yok ki Allah mutlak galip ve hikmet sahibidir." (Lokman, 31/27)

Evet…Kur'ân, her zaman ve mekana hitab edebilirliği yanısıra birde Son Peygamber´e vahyedilen Son Kitap oluşuyla da i'cazdır, mu'cizedir.

Işlediğimiz diğer bir konu ise "BESMELE" nin B´ si () ve "Nun vel kalem ve ma yasturun" diye başlayan  ayetin de N´ si   (). Bu iki harfin birbirleriyle bağlantısını ve mânâ itibariyle bütün yaratılmışlara öz ve kaynak oluşlarını anlatmaya çalıştık.

B () aşağı nokta ve N () ise yukarı noktadır. Bütün bunların mânâ ları anlatıldı. Bu noktalarla bütün mahlukatın Allah ile alâkasını ve de birbirleriyle alakalarını izah ettik. Hatta Uluhiyyet ve ubudiyyet mükafat ve azap, bütün sûrelerin ve âyetlerin birbirleriyle alakaları ve daha nice gerçekler bu noktalarda mevcutturlar. Bu konular uzun uzadıya kaleme alındı.

Inşaallah insanların Kur'ân´ı daha iyi anlamalarına katkı sağlar.  

Allah´ın izni ile bu ve diğer konuları kendimize mahsus bir üslup ve açık  Kur'ân delilleriyle izah edeceğiz. Başka teori ve açıklamaların hatalı kısımlarını da düzeltmeye çalışacağız. Mesela, peygamberlerin masumiyyetleri v.s.

Bahsedeceğimiz diğer bir konu ise her şeyin aslı olan üç hakîkat:

  1. Uluhiyyet (Ilahlık) hakikatı.
  2. Hz. Muhammed (a.s.v.)´in hakikatı.
  3. Kainatın hakikatı.

Bu üç hakikatı ve birbirleriyle bağlantılarını izah edeceğiz. (Bu bahsettiğimiz üç hakikat Hristiyanlığın üçlemesiyle uzaktan yakından alakalı değildir).

  1. Hakikata tecelli eden ayet: "Allah, onların isnat edegeldiklerinden münezzehdir."  (Saffat, 37/159)
  2. Hakikata tecelli eden ayet: "Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiya, 21/107)
  3. Hakikata tecelli eden ayet: "Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O´nu tesbih eder. O´nu hamd ile tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O halîmdir, bağışlayıcıdır." (Isra, 17/44)

Allahu Teala  ilk önce Hz. Muhammed (s.a.v.)´in Hakikatını yarattı, yani Nûr´unu. Onun hakikatinden ise tüm Kainatı yani yaratık diyebileceğimiz her şeyi yarattı.

Tefsir metodumuza bir başka örnek: Allahu Teala Kur'ân´nda "Biz yeriçinde halife yapacağız." (Bakara, 2/30) buyurmaktadır. Bu âyet çevrildiği tüm dillere "Biz yeryüzünde bir halife yaratacağız" olarak çevrilmiştir.Oysaki Arapça´sında alel-ard değil, fil-ard olarak yazılmaktadır; yani, yeryüzünde değil de yeriçinde. Bu âyet´in böyle tercüme edilmesinin nedeni, yeriçinde olarak tercüme edildiği takdirde izahının yapılamamasıdır diye düşünüyoruz. Biz aslına sadık kalarak tercüme edip aynı zamanda gerekli izahatınıda yapacağız.

Biz insanlar sürekli yer içinde yaşarız ve yer içinden çıkmamızada imkan yoktur. Istesekte istemesekte bu gerçek değişmez.

Biz maddeleri yerden elde edilmiş evlerde yaşarız; yiyeceklerimiz ve giysilerimizde yerden elde edilir; Dünyadan çıkıp fezayada gidecek olsak yine yerden üretilmiş (özel) elbiseler ve yine yer unsurlarından kazanılmış maddelerle yapılacak olan Uzay Mekikleriyle gidebiliriz. Dolayısıyla yine değişik formlarda yer içinde sayılırız.

Yerde kalabilmemizin sebebi Nevton teorisinin ifade ettiği gibi yer çekimi değil, ancak Allahu Teala´nın emriyledir. Zira yukarıdaki ayettede belirttiğimiz gibi Allah "Biz yeriçinde halife yapacağız" buyuruyor. (Burada kast olunan halife insanların aklıdır; çünkü akıl insanın tüm organ ve duyularına rehber, kılavuz, sultandır ve aynı zamanda bunların hepsinden sorumludur. Allah´tan emanet akla gelmiştir ve dolayısıyla muhataptır yani halife. Burada ifade edilen insanın halifeliği Allah´a halifelik değil, halife akıldır ve insanın bütün cüzlerine halifelik yapar.

Hz. Muhammed (a.s.v.) da durum farklıdır. O (a.s.v.) yer içinde değil yeryüzünde yürüyen Kur'ân´dır. Bu konuyla alakalı şöyle bir âyet zikredilir.
"Rahman´nın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında >> Selam!<< derler.(geçerler)." (Furkan, 25/63)

Peygamber varisleri olarak onlar da yeryüzünde yürüyenler olarak tarif edilmişlerdir; çünkü Peygamber varisi olunca aynı zamanda Kuran taşıyıcılarıdırlar. Dolayısıyla durumları yüksek olduğundan onların nurlarını yer içi kuşatamaz fakat onların nuru yerküreyi kuşatır. Allah onları bu şekilde onurlandırır.

Yaratıkların yaratılması ve varlığını idame ettirebilmesi için üç Ilahi kanun vardır:

  1. Kanun-ul halk (yaratma kanunu)
  2. Kanun-ul caal (yapmak kanunu)
  3. Kanun-ul inşâ' (inşa kanunu)

Mesela:

Allahu Teala, Adem (a.s.)´i önce yaratma kanunu ile yaratmıştır, sonra yapma kanunu ile halife yapmıştır ve daha sonra da inşa kanunu çerçevesinde hayatının idamesi için gerekli olan oksijen, gıda maddeleri v.s. ile de hayatının idamesini mümkün kılmıştır. Bu üç kanuna sebeb ise inata vel istihlaf´tır. (Görevlendirme ve temsil).

Diğer bir konu ise "Hurufu mukatta" diye maruf, belirli sûrelerin başlarında yer alan harflerdir. Bu harfler şimdiye kadar tefsir edilememişlerdir, ancak bu durum, bu harfler tefsir edilemez anlamını da taşımaz.

Ha, Mîm, Sâd. Elif, Lâm, Râ. Qâf, kef, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd v.b. Biz bu harfleri

"El âyât zat-el harf-el vahid." diye isimlendirdik. (Bir veya birden fazla harften oluşan âyetler). Bazı Müfessirler bu harfler için: "Bulmaca, kesik harfler veya sadece Allah´ın bildiği gizli mânâlı harflerdir" demişlerdir.

Hayır! Bu doğru değildir. Mademki Kur'ân âyetleri insanlara kendi dillerinde okuyup anlayarak yaşamaları için gelmiştir. O halde yukarıda zikredilen yorumlar Kur'ân´nın aslî göreviyle çelişmektedir. Şimdiye kadar anlatılan tüm konular işleyeceğimiz konuların ana başlıklarıdır ve ilk defa tarafımızdan açıklanmaktadırlar.

Kemalat ve yücelik Allah´a ve masumiyyet O´nun peygamberlerine mahsustur.

Magdy Dawoud
Ana-Sayfa Kurân-Tefsir Eserler Müfessir Makaleler Soru ve Cevap Iletişim
YouTube
Facebook
Twitter